Çocukta okuma alışkanlığı nasıl başlar?
Okuma sevgisi zorlamayla değil, evde kurulan doğal bir ritimle büyür. Kitapla ilişkiyi göreve dönüştürmeden başlatmanın yolları.
Selin Yalçınkaya 4 dk okuma
Okuma alışkanlığı, bir çocuğa verilebilecek en sessiz ama en kalıcı hediyelerden biridir. Kimse okumayı sevmeyi ödevle öğrenmez; sevgi, merakın rahat bırakıldığı yerde büyür. Evde kitapla kurulan ilişki bir görev listesi gibi işletildiğinde çocuk okumayı, bitirilmesi gereken bir işe benzetir. Oysa amaç sayfa sayısı değil, sayfaların arasında geçirilen zamanın iyi hissettirmesidir. Bu yüzden alışkanlığın ilk adımı kitap almak değil, evde okumanın doğal bir uğraş gibi görünmesini sağlamaktır.
Önce ortam, sonra kitap
Çocuklar öğütten çok manzaraya bakar. Evde hiç kimse okumuyorsa, rafta duran kitaplar sadece mobilyanın parçası olur. Buna karşılık akşam saatlerinde bir yetişkinin sessizce kitabına dönmesi, çocuğa okumanın gerçekten yapılan bir şey olduğunu gösterir. Ortam derken pahalı bir kütüphane kastedilmiyor; ulaşılabilir bir raf, iyi bir lamba ve gürültünün kısıldığı yarım saat çoğu zaman yeterlidir. Kitapların çocuğun boyuna göre yerleştirilmesi bile fark yaratır, çünkü izin istemeden uzanabildiği şey ona ait hissettirir.
Bir diğer önemli ayrıntı, okuma zamanının cezayla ya da ödülle ilişkilendirilmemesidir. "Şunu yapmazsan kitap okursun" cümlesi okumayı yaptırıma, "on sayfa okursan oyun oynarsın" cümlesi ise bir bedele dönüştürür. İkisinde de kitap araç olur. Kitabın kendisi amaç kaldığında çocuk okuduğu şeyden zevk almayı öğrenir.
Doğru kitap, çocuğun seçtiği kitaptır
Yetişkinler çoğu zaman kendi çocukluklarının kitaplarını hediye eder ve bu kitaplar çoğu zaman okunmadan kalır. Bir çocuğun ilgisi mizahta, korkuda, hayvanlarda, uzayda ya da çizgi romanda olabilir. Çizgi roman ya da bilgi kitabı "gerçek okuma" sayılmadığında, çocuğun keyif aldığı tek kapı da kapanır. Kitapçıda ya da kütüphanede rafın önünde geçirilen yirmi dakika, evde yapılan yirmi konuşmadan daha etkilidir; çünkü seçme hakkı, sahiplenmeyi getirir.
Seviye konusunda da esnek olmakta fayda var. Yaşına göre kolay bulunan bir kitabı zevkle okumak, zor bir kitabı yarım bırakmaktan iyidir. Akıcılık kendini tekrarla kurar. Zorlayıcı metinlere geçiş, kelime dağarcığı sessizce genişledikçe kendiliğinden gelir.
Sesli okumanın bitmeyen faydası
Sesli okuma yalnızca okumayı sökmemiş çocuklar için değildir. Kendi başına okuyabilen bir çocuğa yüksek sesle okumak, ona dilin ritmini, cümlenin nerede duracağını, bir karakterin nasıl konuştuğunu duyurur. Üstelik ortak bir hikâye, ev içinde konuşacak yeni bir konu üretir. Akşamları on beş dakikalık bir bölüm, günün sonunda ekranla rekabet edebilen az sayıdaki ritüelden biridir.
Okuduktan sonra sınav havasında sorular sormak gerekmez. "Sence bundan sonra ne olur", "sen olsan ne yapardın" gibi açık uçlu bir iki cümle, anlamayı ölçmeye çalışan sorulardan daha çok konuşma açar. Çocuk anlatmaktan hoşlandığında okuduğunu zaten hatırlar.
Sabırlı bir ritim kurmak
Alışkanlık, birkaç haftada değil birkaç ayda yerleşir. Bu sürede iniş çıkışlar olması normaldir; bir dönem hiç kitaba dokunmayan çocuk, sevdiği bir seriye rastladığında hızla geri döner. Aile tarafında yapılacak en zor iş, bu boşluklarda paniğe kapılmamak ve baskıyı artırmamaktır. Baskı arttıkça okuma, çocuğun kendine ait alanı olmaktan çıkıp aileyle arasındaki bir tartışma başlığına döner.
Küçük ve sürdürülebilir hedefler daha iyi işler. Her gün aynı saatte on dakika, haftada bir kütüphane ziyareti, tatil çantasına iki kitap koymak gibi. Sonuçta hedef, çocuğun ileride kendi isteğiyle bir kitabın kapağını açmasıdır. Bu da ancak okumanın uzun yıllar boyunca iyi anılarla eşleşmesiyle mümkün olur; zorlamayla değil, tekrar tekrar davet edilerek.
Okumanın günlük hayata karışması
Okuma yalnızca kitapla sınırlı bir eylem değildir. Mutfakta bir tarifi takip etmek, yolda tabelaları okumak, bir oyunun kurallarını birlikte incelemek ya da bir mektup yazmak da aynı beceriyi çalıştırır. Bu küçük temaslar, okumayı ders masasına hapsolmuş bir uğraş olmaktan çıkarır. Çocuk harflerin gerçek hayatta işe yaradığını gördüğünde, kitaba da farklı bir gözle bakar.
Aynı şekilde çocuğun okuduğu şeyi konuşabildiği bir ev ortamı, alışkanlığın en sağlam destekçisidir. Sofrada anlatılan bir hikâye, sevilen bir karakterle ilgili yapılan şaka ya da kitabın sonuyla ilgili yürütülen tahminler, okumayı sosyal bir keyfe dönüştürür. Yalnız başına yapılan bir iş gibi görünen okuma, aslında paylaşıldığında kalıcı hâle gelir. Bu yüzden çocuğa kitap almak kadar, onunla kitap üzerine konuşmaya vakit ayırmak da gerekir.